Hakkımda
Samsun'da yayınlanan KENT KÜLTÜRÜ DERGİSİ'yle ilgili paylaşımlar.
Samsun Kent Kültürü Dergisi Arşivi
Bağlantılarım
*
*
*
Kategoriler
Arkadaşlarım
• Blogcu Yardım
|
Bu ve Buna Benzer Nedenlerden Ötürü
"SAMSUN KENT KÜLTÜRÜ DERGİSİ" "GAZETE SİVİL KENT SAMSUN" OLDU
/Nevzat ONMUŞ
Selam sana ey okur. Önce selam sonra kelam der eskiler. Yine yeniden her daim selam.
Modern dünyanın vazgeçilmez bir iletişim aracı olan basının önemini hepimiz biliyoruz. Gazeteniz Sivil Kent bundan böyle sizlerle beraber olacak. Madem öyle ‘bismillah’ diyelim. Adıyla başlayalım ki bereketli olsun. Adıyla başlayalım ki hayrolsun. Her iyi şeyde her güzel başlangıçta olduğu gibi Bismillah olsun ilk sözümüz.
Dostlarımızla değişik platformlarda bu kente bu ülkeye olan sevgimizi, hayallerimizi, özlemlerimizi, kaygılarımızı yazdık söyledik. Bundan böyle buradayız. Bir süredir çıkardığımız Samsun Kent Kültürü dergisini gazeteye dönüştürme kararı aldık. Şimdilik internet gazeteciliği yapacağız. Bu çaba günlük reel bir gazetenin provasıdır biline.
Hep ‘Sivil Haklar Mücadelesi’ veren bir yerel gazete çıkarmak istemişimdir. İşte gün bu günmüş. Benim hayallerim dostlarımın hayalleriyle birleşince, benim isteklerim dostlarımın istekleriyle birleşince, benim bu kente dair kaygılarım dostlarımın kaygılarıyla örtüşünce, estetik kaygılarımız ve daha birçok şey örtüşünce yani ki ‘bu ve buna benzer nedenlerden ötürü’ buradayız.
Bir süredir Samsunda gazetecilik etiğinin ayaklar altında süründüğünü hepiniz bilmektesiniz. Ucuz siyasi hesaplar, kişisel ihtiraslar, çıkar kavgaları gazeteciliği ikinci sayfadan, üçüncü sayfaya düşürmüştür. Bu durum utanç vericidir.
Bir türlü sivilleşememiş, bir türlü sivilleşemeyen adamlar köşe başlarını parsellemişler. Onlar gibi düşünmeyen, onlar gibi bakmayan, onlar gibi görmeyen, onlarla yatıp kalkmayan, onların çanaklarını yalamayan adamlar ciddiye alınmıyor bu kentte. Gazete okumaktan, gazeteleri elime almaktan utanır hale geldim. Yarın ne yazacağını bildiğim adamların nasırlaşmış suratlarını görmekten usandım. Dünya bir yere doğru gidiyor. Her bir şey sivilleşiyor. Dünyada ve bölgemizde çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Dünya tersine dönüyor lakin bu adamların kafaları amiyane tabirle hep bir milyon olduğu için dünyanın sahiden döndüğünün hatta tersine döndüğünün ayırdına varamıyorlar. Dereler artık yukarı akıyor efendiler. Ve siz aynı ırmakta ilelebet yıkanamazsınız. Bu dereler sizin kirinizi temizlemeyi reddediyor artık. Şiirden öyküden estetikten etikten anlamayan adamların seviyesinden konuşup yazmak değil elbet derdimiz. Biz bu kentin bir kültür kenti olmasını arzu ediyoruz. Biz bu kentin şiirkent olmasını arzu ediyoruz. Biz bu kentin edepli insanlar kenti olmasını arzu ediyoruz. Biz bu kentin naif insanlar kenti olmasını arzu ediyoruz.. Biz bu kentin İbni Haldun’un bahsettiği ‘hazeri ümran’dan nasiplenmiş ufku olan vicdanı olan bir kent olmasını arzu ediyoruz. Üçüncü sayfa haberleri pek yer almayacak gazetemizde. Modern dünyanın alçak gündemlerinden uzak olacağız. Modern dünyanın yükselen aşağılıklarından uzak olacağız.
İnsan, kıymetli insan, sivil insan muhatabımız. Sivil Kent muhatabımız. Mazlumlar yakınlarımız. Hiçbir çıkar gurubuna yakın değiliz. Hiçbir menfaat grubuna dahil değiliz. Hiçbir siyasi hesabımız yok. Yani ki bu ve buna benzer sebeplerden ötürü SivilKent 'Bismillah' dedi. Selam ile …
KAYNAK: http://www.sivilkent.com/haberdetay.asp?ID=13
|
Tarih: 20:42, 6/12/2009 Kategori: Yazilar |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Kent Kültürü; Demirciler Yokuşu’nda Son Demirci
Şehirde yaşamayı anlamlandıran, yaşananları tutanaklaştıran, tarihi ile bu günü arasında çoktan kurulması gereken köprüleri kuran ve yarına taşınması gerekenlerin işaretini veren bu derginin…
Bu şehrin caddelerinden daha bir farklı ve daha bir duyarlı geçelim. Şimdi yanı başından geçtiğiniz konak, birkaç yıl önce köhne ve yıkılmak üzere olan izbe bir yerdi. Birileri, bizlerin hiç tanımadığı birileri, burayı geçerken bakılabilecek hale getirmek için uğraşmışlar. Eski kimliğine yeniden kazandırmışlar. Değmiş doğrusu. Bu yoldan geçerken dikkatli geçmeniz gerekecek; çünkü burada akşamları inler cinler top oynuyor. Şehrin ortasındaki bu bina kaç kişinin evine ekmek götürmesini sağladı? Çoktan unutulmuş. Bu bina neler yaşadı ve neler gördü? Her bir taşında yüz yıllık yalnızlık ve sessizlik hakim. Şimdi yanından geçerken kafanıza bir kiremit düşebilir, size düşman gibi saldırabilir bu bina. Sizden bu halinin hesabını sorabilir. Bu şehrin görmeye alıştığınız her bir parçasını daha bir ilgiyle ve hatta saygıyla karşılayın bu kez. Çünkü, yarın burada olmayabilir. Çok hızlı değişiyor bu şehir. Herkesin kafasında kent adına olmasını istediği bir düşüncesi var. Hepsi de kent adına yararlı şeyler olmayabiliyor tabii ki. Yokuş aşağı indiğiniz veya yokuş yukarı çıktığınız bu caddenin ismini biliyor musunuz? Nedir? Demirciler Yokuşu... İsmi neden böyle? “Eskiden sadece çekiç seslerinin duyulduğu bu yokuşa kurulu arastada şimdilerde tek bir demirci dükkânı şehrin gürültüsünü sükûnetle karşılıyor… Estetiğimizi sentetik çerçevelere kilitlemiş. Örsün üzerindeki kor, demire olanca ağırlığı ile inen çekiç neyi anlatır? Bir ata sanatı, son demlerini yaşıyor gözümüzün önünde.. Yüzlerce yıllık bir sanat. Ateşe gönlünü vermiş ince bir sızı gibi metalin gövdesine sürgün serinlik.. Demirden dağları eriten efsane; Ergenekon.. Ocakta alev harlandıkça, örsteki demir dövüldükçe hayat, geçmiş zamana gölgemizi düşürüyor. Örsün başındaki ihtiyar, demire her çekicini indirişinde ses zamanı öteliyor. Ekmeğe katık zeytin, ocağa ilişmiş kara demlikte fokurdayan ıhlamurun kokusu yorgunluğumuzu alıyor. Ekmeğini demirden çıkarmak zor zanaat..” Kent Kültürü’nün üçüncü sayısı da yine sessiz sedasız çıktı. Şehirde yaşamayı anlamlandıran, yaşananları tutanaklaştıran, tarihi ile bu günü arasında çoktan kurulması gereken köprüleri kuran ve yarına taşınması gerekenlerin işaretini veren bu derginin şehir için ne kadar gerekli olduğunu önsözünden iktibas ile netleştirelim; “ Kitapevine giren hanımefendi, Kent Kültürü’nün 2. sayısını sorar büyük bir heyecanla. Kitapevinin sahibi şu an ellerinde kalmadığını, belki yarın için bulabileceğini söyler. Hanımefendi, kapıdan çıkarken sorar; “Kent Kültürü sizin için ne anlam ifade ediyor?” Cevap; “Bu dergi bir kentte yaşadığımı hissettirdi” Kent Kültürü bu sayısında; Samsun kültürüne bütün yürekleriyle katkı sağlayan Gazi Belediye Başkanı Süleyman Kaldırım ve Canik Belediye Başkanı Osman Genç’e teşekkür ederek bitiriyor önsözünü. /Recep Yazgan 23.02.2007 http://www.samsunili.net/yz_detay.asp?yazar_id=37&yazi_id=393
|
|
Tarih: 01:57, 5/11/2009 Kategori: Yazilar |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Kent Kültürü

/Hakan Dilek
Kent ve Kültürü… İkisi de birbiri olmadığı zamanlar yine birbirini çağrıştıran iki kelime. O iki kelime, Samsun’da yeni çıkan bir derginin adı oldu. 1 Nisan’da her geçen gün biraz daha dibe oturan sosyo-kültürel yapının, bozulan ve dağılan hallerine inatla bir kentin savunusu yapmaya girişmiş.
Bir kenti savunmanın yanında o kayıp kenti yeniden bulmak ve bir mücevher gibi saklamayı hedeflemiş bir grup sevdalı yan yana gelmiş ve sabah edip bir dergiyi sürmüşler beklemenin haznesine… Bir dergi; yazılarla fotoğraflarla dolu bir dergi neyi anlatır bir kente? Düşlerini genç insanların? Yaşı kemale ermişlerin? Bir kentten umudunu kesmişlerin? Bir kente umudunu bağlamışların?
Artırılabilir bu sorular. Her soru bir kez daha bağlar bizi yaşadığımız kente ve sorgulayan tümceler düşer aklımıza? Kent Kültürü Dergisi’nin kapağına taşıdığı başlık hepsini kapsıyor aslında; ‘Kentteyim kendimdeyim!’ İnsanın kendini arayışının bir başka adı belki… Bir çıkmaz yol kadar insanı çaresiz bırakan yanı var Samsun’un; ‘Bu kadar geldik geri mi dönüceez!’ E evet usta! Geri dönmelerin ve yolculuğumuzun; gurbetimizin ve bahçelerimizin hikâyesidir bu kent. Çocukluğumuza yaptığımız yolculuğun bir başka adı…
Fotoğrafları için de ‘yazmak’ isterim. Hani hep sorarım ya; bir fotoğraftan nasıl girilir içeriye? İşte bu sorunun karşılığı var bu dergide. Öyküsü, derdi sıkıntısı olan fotoğraflar… Çarşambalı fotoğraflar, Çiftlik Caddesi’nde eski bir aşkın peşindeki cümleler, ‘nereye gitsen bu kent arkandan gelecek!’diye başlayan cümleler…
Kasabaların, cami avlularının, kadınların, çocukluğuna başlayan yolculukları içlerinde bir eski zaman sevdası gibi taşıyanların renkli anlatılarıyla dolu sayfalar… Her biri insanın yaşadığı memlekete duyduğu sevdayı anlatan yazılarla kurulu yapraklar; ‘Anılar konacak dal istermiş!’ diye dökülen, tutunan yapraklar!
Uzun Samsun Aşireti’nden hikâyeler, mekanlar, sokaklar, caddeler, Çarşambalı sekiz köşe kasket, kilimciler, bir anıya suç ortaklığı yapan isimler, ‘eskidendi çok eskiden’ şarkısı Sezen Aksu’nun, yaşadığı memleketten ayrı düşmüşlerin sıla mektupları, ‘bu kentte yaşayacağım ve kendime gerekçe üretiyorum!’ diyenler… Hepsinin toplamı biraz hiç biri belki…
Kent Kültürü Dergisi bu kentin bütün umarsızlıklarına ve üzerine ölü toprağı serpimişliğine karşın; ‘Belki yine gelirim / sesime ses veren olursa bir gün / biz yürürsek hangi kent güzelleşmez!’ diyenlerin dergisi olsun. Ve en çok de derginin meramını anlattığı çıkış yazısını okuyalım hem de defalarca…
Hepinizin koltuğunun altında bir Kent Kültürü Dergisi görmek isterim; bir somun ekmek gibi. Herkesin iç ceplerinde; dostun dosta yazdığıu mektup gibi…Evet ‘dostun dosta yazdığı mektup’ gibi...
*Aylık bir dergidir. Her ay Kent Kültürü dergisi almanız dileğiyle...
http://www.habergazetesi.com.tr/koseyazigoster.asp?kimlik=3404
|
Tarih: 23:42, 10/10/2009 Kategori: Yazilar |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Kent Kültürü Dergisi

/Sefa Aralan Elimde Kent Kültürü dergisinin 4'üncü sayısı var. Kapaktaki resmi görür görmez 55-60 sene öncesinin Samsun’unu görür gibi oluyorum. Sayfalarını çevirdikçe ilgim daha da yoğunlaşıyor. Her sayfası beni alıp çocukluk ve gençlik yıllarıma götürüyor. İşte pırıl pırıl kumlar üzerine çekilmiş kayıklar ve tahtadan yapılmış bir zamanların o meşhur Park İskelesi... Bugün hala eski günlerin temsilcisi olarak, 'Ben buradayım' dercesine artık tarihi bir eser haline gelen Kömürcünün Kahvehanesi... Çarşambalıların 8 köşe kasketli resimleri ... Türk sinemasının unutulmaz kadın karakter oyuncularından Samsunlu Rahmi Bey'in kızı Aliye Rona’nın sinema yaşamı... Denizin sahile vurduğu ve kıyıdaki köşk misali 2-3 katlı camekanlı güzel Samsun evleri... Son kilimci Faik Usta'nın Almanya dönüşü açtığı fakat artık pek müşterinin uğramadığı kilimci dükkanı... 1963 yılından beri tanıdığım ve pek çok değerli kitapları tenzilatlı olarak aldığım Filiz Kitabevi sahibi Hüdaverdi ile yapılan ilginç röportaj... Frunze’nin Samsun anıları... Bunun gibi daha pek çok ilgi çekici yazı... Fotoğraflar ise geçmiş yılların güzel Samsun’unu tanıtıyor yeni nesle, bu şehir eskiden böyleydi diye... Bu görüntüler, işte "O zamanlar Samsun gerçekten yaşanacak bir kentti" dedirtiyor insana... Dergi yazarlarından Ali Orhan kadim bir dostumdur. Hakan Dilek ise geç tanıdığım fakat çabuk kaynaştığımız değerli bir sanat adamıdır. Yine kendileriyle tanışma fırsatı bulamadığım fakat gazetemizdeki güzel yazılarıyla takdir ettiğim Ahmet Ufuk Erkan ve Recep Yazgan’ı da bu dergide görmek bana ayrı bir mutluluk verdi. Derginin sahibi ve Yazı İşleri Müdürü olan Sayın Nevzat Onmuş Beyefendi'yi tanımıyorum. Her ne kadar "Sevemedim Samsun’u hiçbir zaman" dese de yazısını okuyunca Samsun'u sevdiğine inananlardanım. Bunlar gibi isimlerini yeni duyduğum fakat gerçekten konu ve yazılarıyla hepsi değerli olan pek çok yazar dergide yer almış. İçeriği, yazı ve fotoğrafları ile dopdolu, doyurucu bir dergi çıkarmışlar, emeği geçen herkesi kutluyorum. Yeni çıkacak sayısını merakla beklerken, Samsunlu hemşehrilerime de 2 YTL verip, bir 'KENT KÜLTÜRÜ' dergisi almalarını içtenlikle öneriyorum. Esenlikler dileğiyle. http://samsun05.blogcu.com/samsun-kent-kulturu-dergisi_4143825.html |
Tarih: 15:51, 9/9/2009 Kategori: Yazilar |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|